Çayın bir hikayesi var, aileyi anlatır

Çay bu yıl bereketli geçti. Ramazan ayına denk gelmesi dolayısıyla biraz telaş vardı, yoksa genelinde iyi bir yıl geçiriyoruz. Şimdi tekrar çay sezonu açılacak bayramdan önce başlayan da olacak, bayramdan sonra da başlayan da olacak.

Çay mahsulü genelikle iki aşamalı toplanır. Önce sahil bölgelerinde, sonra yüksek yerlerde yani köylerde toplanır. Ürün toplanması bir denge içinde olurdu. Bu yıl kışın soğuk geçmemesi, kar yağmaması çayın hem sahil hem de köylerde aynı anda toplanması sebebiyle fabrikalarda sıkışıklığa neden oldu. Ama yine de çay bahçede kalmadı, toplandı, derdiyle zorluğuyla.
Çay konusunda en büyük sıkıntı özel sektörün devletin verdiği fiyatının altında alması. Çay üreticilerini tepkisine neden oldu.
Ne kadar dertlenseler de yinede özel sektöre çaylarını verdiler.
Bu devletin çaya koyduğu kotadan olabilir.
Ama devlet olarak her zaman halkı bilgilendirdiğini de asla unutmayalım.
Çay-Kur devamlı mesaj yayınlıyor, ‘acele etmeyin, çayınızı ucuza satmayın, çayınızın tamamı alınacak’… Bu mesaja rağmen çayını ucuza ama peşin fiyatına satan var.
Biz çay üreticileri olarak eğer devletin verdiği fiyatın altında çay alan bir özel sektör varsa bu sektörlere çayımızı satmayarak bu sıkıntıyı giderebiliriz. Eleştirerek olmuyor olmayacak ta.
Elimizde olan bir şey, neden çaresizce ucuza satarız ki? Satmıyorum diyeceksin,
satmayacaksın, satmamakta kararlı olacaksın. O zaman bak özel sektör çay alamayınca bizlerden, devletin verdiği fiyattan bizim çayımızı alacak ve belki de devletin verdiği fiyatın üstünde fiyat verip çayımızı isteyecek. Biz bu konuda dik duralım ve duyarlı olup alın terimizi ucuza satmayalım emeğimize sahip çıkalım. Ve devletimize vermeye gayret gösterelim.
Ben çayın hikayesini anlatmaya geçmeden bir çay üreticisi olarak bu konuya değinmek istedim.
Çay bizim Dünya’ya açılan bir penceremizdir.
Çay Karadeniz’in altın tepsisidir.
Çay bizlerin geçim kaynağımız, ağız tadımız, bazen de efkarımızdır.
Çay bahçemizin sultanıdır.
En değerli, en verimli, en kıymetli, en bize iyi bakan ama en zahmetli bir göz bebeğimizdir.
Çay ülkemizin vazgeçilmez içecekleri arasındadır.
Çayımıza, alın terimize sahip çıkıp ucuza satmayalım.
Ne zor şartlarda çayları topladığımızı asla unutmayın, o zorlukları aşıp o mücadeleni unutup o yorgunluğunu bir kenara koyup ucuza çayını satmayın.
Devletin verdiği fiyatı özelden istemek en doğal hakkımızdır.
Gelelim çayın hikayesine.
Çayın bir hikayesi anlatılır. Dilden dile… Ben de bir yerde okudum, onu yazmak istedim.
Bu çay işlenmiş hali, yani masamıza gelmiş hali.
Tüketicinin tüketme hali.
Yaşlı ve bilge kadın arasında geçen diyalog. Yaşlı kadın genç bir kadına hayatla ilgili öğütler vermeye başlar, çayı eline alır başlar anlatmaya:
Ateş üstündeki çaydanlık KAYNANA‘dır. Sürekli olarak fokur fokur kaynar. Arada bir dikkat etmezsen, arada bir havasını almazsan taşar. Yanı arada bir danışacan gönlünü alacan, yoksa hep taşar çayın suyunu çeker. Suyu çekilen çaydanlığın dibi yanar.
GELİN ise üstteki ‘demlik’tir. Su kaynadıkça yavaş yavaş demlenir, kendine gelir ve pişer. Aslında kaynana tercübesiyle bilgisiyle bir ailenin temelidir.
GELİNİN KOCASI (evin oğlu) ‘bardak’ gibidir. Bir kaynana doldurur içini, bir gelin. Fazla doldurup da taşırmamak gerekir. Bunu ayarını sen ayarlayacan kaynana doldurdukça sen susacan. Senden bir yandan doldurup oğlanı taşırmıyacan. Sabırlı olacan.
ÇOCUKLAR da ‘şeker’dir, çaya tadını verirler. Bu durumda sentetik tatlandırıcılar da EVLATLIK olur. Çayı tatlandırır ama şekerin tadını vermez yine de. Bununla beraber çayını şekersiz içmeye alışanlar için tek bir küp şeker bile rahatsız edici olabilir. Bol şeker bile işe yaramaz akıllı olacan. Şekere güvenip asıp kesmeyecen.
‘Kaşık’ GÖRÜMCE‘dir, BALDIZ‘dır. Arada bir karıştırır gider. Ama duymayacan görmeyecen. O zaman çaya da bir şey olmaz bardağa da bir şey olmaz. Çaydanlığa hiç bir şey olmaz, sevinir bile bu durumuna.
KAYINPEDER de ‘çay tabağı’dır. Çay tabağı büyükse senin için daha iyi, çünkü idare edecek son kale orasıdır. Çay tabağı çayın demine, suyuna karışmaz şekerine de bakmaz orada durur ama gerektiğinde kırılanı, döküleni toplar. Asla dışarı taşırmaz, içinde saklar.
KONU KOMŞU, çaya ilave edilen limon, nane, karanfil, bergamot gibi katkılardır. Bazen de baldır. Kimi çok sever, kimi nefret eder. Fazla katıp da çayın tadını kaçırmamak lazım gelir. Her zaman ölçüye dikkat edecen, her zaman uyanık olacan.
‘Çay süzgeci’ ise ailenin sahip olduğu değerlerdir. Ailenin derdidir sıkıntısıdır. Aileyi (çayı) dış etkenlerden, gereksiz şeylerden temizler, süzer korur. Asla çaya karışıp tadının bozulmasına (değerlerin bozulmasına) müsaade edilmez. Süzgecin delikleri büyük olursa çaya istenmeyen şeyler girip tadını kaçırabilir. Bu süzgeç senin elinde olur. Yanı diline sahip çıkacan öfkelenip evden çıkmayacan. Evde olup biteni dışarı aktarmayacan.
Suyu ısıtan ATEŞ ise ‘hoş görü’dür bazen iyi niyettir. Bazen de hizmettir ama yine de sabretmektir. O olmazsa çay zaten olmaz. Soğuk sudan çay olmaz zaten.
Böyle bir çaya da doyum olmaz, iç iç hayat bitir.
İçtikçe efkar gider. İçtikçe yorgunluğun biter. İçerken mutlu olursun, yüzün güler.
Çay…
Çaysız olmaz.