İran, yıllarca ABD ve İsrail’in oyuncağı oldu; onların yolunda gizlice yürüdü ve İslam ülkelerine hep arkadan vurdu. En büyük zararı da yıllarca Türkiye’ye, Irak’a ve Suriye’ye verdi.
Yıllarca ABD ve İsrail ile gizlice iş birliği yaptı. Şimdi ise saldıran İsrail ve ABD oldu. Bunu da dile getirmek gerekir.
Her seferinde İslam birliği ve beraberliği için yapılan çağrılardan uzak durdu. Müslüman ülkelerin liderlerinin birlik çağrılarına mesafeli yaklaştı ve hep bir hainlik çizgisinde hareket etti. Birçok ülkede terör örgütleri kurdu ya da gizlice destek verdi. Buna PKK da dâhil.
Gel gör ki bugün ABD ve İsrail gelip seni vuruyor. Müslüman ülke kardeşlerine yaptığın bu kadar yanlışın ardından şimdi hangi yüzle gidip destek isteyeceksin, “Bize yardımcı olun” diyeceksin ey İran?
Türkiye mecburen destek vermelidir; çünkü bundan sonraki hedefin Türkiye olabileceği düşünülmektedir. İran’ın gireceği savaş, eski savaşlara benzemeyecektir. Bu savaş, dünyayı daha büyük bir çatışmaya sürükleyebilecek adımların atılmasına neden olabilir.
İran, çaresizlik içinde terör eylemlerine başvurabilir; bunu son çare olarak görebilir. Başka ülkelere saldırarak İslam ülkelerini de savaşa sürükleyebilir. Ekonomik anlamda ciddi zararlar verebilir ve gemi geçişlerine engel olmaya çalışabilir.
İran şu an blöf yapmıyor; gerçekten yok edileceğini düşündüğü için var gücüyle saldırıyor. Kendi içinde birlik bozulduğu an zaten düşecektir. Ancak biz yine de düşmesinden yana değiliz; çünkü karşımızda ABD ve İsrail vardır.
İran’ın şu anki düşüncesi adeta “Yok olacaksam, yok ederim” anlayışıdır. Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru giden bir sürecin ilk adımları atılmış olabilir ve bu süreç giderek büyüyebilir.
Bu yaşananların sorumlusu olarak önce İsrail, sonra ABD görülmektedir. Dökülen kanların vebalinin İsrail’e ait olduğu görüşü hâkimdir.
Son 15 yıldır birçok ülkede savaşların çıkmasına, dünyanın huzurunun bozulmasına neden olan güçler olarak İsrail, ABD, bazı Avrupa ülkeleri ve gizli planlar yaptığı iddia edilen İngiltere gösterilmektedir.
Bizim en büyük suçumuz ise Müslüman ülke liderleri olarak birlik ve beraberliği sağlayamamış olmamızdır. Savaş kapıya dayandığında uyanıp çözüm için birleşme kararı almaya çalışıyoruz; yani geç kalınmış bir birlik adımı atıyoruz. Müslüman ülke liderlerinin İsrail’e karşı ciddi önlem almamaları ve güçlü bir duruş sergilememeleri, gelinen noktanın sebeplerinden biri olarak görülmektedir.
Velhasıl, bir savaşa doğru gidiyoruz. Bu nedenle dimdik durmalı, birliğimizi bozacak eylem ve söylemlerden uzak durmalı ve ülkemizin arkasında durmalıyız.
Allah Müslümanların yar ve yardımcısı olsun.