BİZ BAŞKA MAHALLENİN HIRSIZINA BAĞIRIP KENDİ MAHALLEMİZDE SUSMAYIZ!

Dava şuuru nedir, biliyor musunuz?

Dava şuuru, sadece karşı mahallenin yanlışını görmek değildir. Asıl dava şuuru; yanlış kendi mahallende olduğunda da doğrudan, adaletten ve doğrulardan yana olabilmektir.

Biz yıllarca “Hırsız var!” dediğimizde, “Bu davaya zarar gelmesin.” düşüncesiyle sustuk. Eleştirilerimizi çoğu zaman içimize attık. Çünkü meselemiz hiçbir zaman şahıslar olmadı. Meselemiz; inandığımız değerlerin, ülkemizin ve milletimizin geleceğinin zarar görmemesiydi.

Ama bugün başka mahallede “Hırsız var!” diye avazı çıktığı kadar bağıranların, sıra kendi mahallesine geldiğinde neden sustuğunu da sormak gerekiyor.

Madem haksızlığa karşısın, neden sadece karşındakinin haksızlığına karşısın?
Siyaset; makam sahibi olmak, para kazanmak, çevre edinmek veya güç devşirmek için kullanılacak bir araç değildir.

Millet ekmek derdindeyken, alın teriyle hayatını sürdürebilmek için mücadele ederken; kim siyaset üzerinden haksız kazanç elde etmişse, kim bulunduğu makamı kişisel çıkarına çevirmişse, kim milletin emaneti olan görevleri kendi menfaatinin kapısına dönüştürmüşse, bunun hesabı hukuk içinde sorulmalıdır.

Kim olduğuna bakılmadan…
Hangi makamda olduğuna bakılmadan…
Hangi mahalleden olduğuna bakılmadan…
Hangi siyasi kimliği taşıdığına bakılmadan…
Çünkü adaletin ölçüsü mahalleye göre değişmez.

Başkasının mahallesindeki yanlışa adalet, kendi mahallendeki yanlışa suskunluk olmaz.

BİZİM MAHALLEDE DE YANLIŞ VARSA SÖYLERİZ

Biz hiçbir zaman “Bizimkiler yaparsa görmezden geliriz.” diyenlerden olmadık.
Beni bilen bilir.

Bizim mahallede de yanlış yapan varsa, gün gelir ortaya çıkar. Dün sustuğumuz bazı şeyleri bugün daha yüksek sesle konuşmak zorunda kalıyorsak, bunun sebebi davaya düşmanlık değil; tam tersine, davaya olan bağlılığımızdır.
Çünkü bu davayı kirletenler; davanın adını kullanarak kendisine makam, şan, şöhret ve para devşirenlerdir.

İnsanlar yıllarca “dava” dedi, mücadele etti, bedel ödedi.

Peki bugün?

Gerçek dava insanlarının, Anadolu’nun temiz evlatlarının, ülkesini seven ve inandığı değerler uğruna ter döken insanların bir kısmı neden kenara itildi?
Son yıllarda yaşanan en önemli sorunlardan biri de budur:

Dava insanlarının yerine makam insanlarının konulması…

Tehlike tam da burada başlıyor.Siyaseti bir hizmet kapısı olarak görenle, siyaseti şahsi yükseliş merdiveni olarak gören aynı kefeye konulamaz.

Artık bunu açık açık söylemek zorundayız:
Derdi makam olanlardan, derdi para olanlardan, derdi şan ve şöhret olanlardan uzak durulmalıdır.

BU ÜLKENİN GERÇEK SAHİBİ MİLLETTİR

Bu ülkenin gerçek sahibi Anadolu insanıdır.
Alın teri döken işçidir.

Tarlasını süren çiftçidir.

Sabahın erken saatinde kepenk açan esnaftır.
Çocuğunun geleceği için mücadele eden anne ve babadır.

Devleti ve milleti için çalışan gençlerdir.
Bu insanların insanca yaşama hakkı vardır.
Biz de bu insanların hakkını savunmayı bir görev biliyoruz.

“REİS’E GÜVENEN MİLYONLAR VAR”

Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında duran milyonlarca insan var.

Bu insanların önemli bir bölümünün siyasi tercihlerini, yalnızca şahısların veya teşkilatların konumundan değil, Erdoğan’a duydukları güvenden hareketle şekillendirdiği yönünde toplumda yaygın bir kanaat bulunuyor.

Bu nedenle teşkilatlarda görev yapan herkesin şu gerçeği iyi anlaması gerekiyor:
Millet kimsenin şahsi mülkü değildir.

İlçe başkanlığı, il başkanlığı, belediye başkanlığı veya başka bir makam kimseye ömür boyu verilmiş bir hak değildir.
Görev emanettir.
Ve emanete ihanet edilmez.

AK PARTİ’Yİ ZAYIFLATAN SADECE MUHALEFET DEĞİLDİR

Bugün açıkça söylemek gerekiyor:
Bir siyasi hareketi sadece rakipleri zayıflatmaz. Bazen kendi içindeki yanlış uygulamalar ve yanlış tutumlar da çok daha büyük zarar verebilir.

Özellikle bazı ilçe yönetimlerinde görülen halktan kopuk anlayış, üstten bakış, teşkilat ile vatandaş arasındaki mesafenin açılması ve dava insanlarının dışarıda bırakılması ciddi şekilde sorgulanmalıdır.

Belediye seçimlerinde yaşanan kayıplardan ders çıkarılacaksa, yalnızca sandığa bakmak yetmez.

Teşkilata da bakmak gerekir.

Vatandaş neden küstü?

Dava insanı neden uzaklaştı?

Gençler neden teşkilatlardan kopuyor?
Anadolu insanı neden kendisini eskisi kadar değerli hissetmiyor?

Bunların cevabı verilmeden sadece “Millet bizi neden anlamadı?” demek kolaycılıktır.
Bazen millet anlamamış değildir.
Bazen teşkilat milleti dinlememiştir.

“HAK YİYEN, BOK YER!”

Bu da benim en ağır eleştirim olsun:
Hak yiyen, bok yer!
Kim olursa olsun…
Makamı ne olursa olsun…
İsmi ne kadar büyük olursa olsun…
Kimin yakını olursa olsun…
Hangi teşkilattan gelirse gelsin…
Milletin hakkına el uzatan, yetim hakkını gözetmeyen, kamu görevini şahsi menfaatine kullandığı somut olarak ortaya konulan kim varsa, hukuk önünde hesabını vermelidir.
Çünkü bu milletin hakkı, herhangi bir siyasi yapının üzerinde değildir.
Hakkın sahibi millettir.

ADALET MAKAMINA DÜŞEN GÖREV

Bu noktada Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in, “Kimse hukukun üzerinde değildir.” yönündeki sözünü hatırlatmak gerekir.
Beklediğimiz anlayış da budur.

Eğer ortada suç, yolsuzluk, haksız kazanç veya kamu zararına ilişkin somut iddialar ve deliller varsa, bunların gereği hukuk çerçevesinde yapılmalıdır.

Makamına bakılmadan…
Partisine bakılmadan…
Mahallesine bakılmadan…
Adamına bakılmadan…
Adaletin terazisi böyle kurulmalıdır.

Devletin görevi bir kişiyi peşinen suçlu ilan etmek değil; iddiaları hukuk çerçevesinde araştırmak, delilleri ortaya çıkarmak ve suç sabit olduğunda gereğini yapmaktır.
Bunu kim yaparsa yapsın, desteklenmesi gereken şey şahıs değil, adaletin kendisidir.
Bu vesileyle Sayın Akın Gürlek’e görevinde başarılar diliyor, adaletin makam ve mevki gözetmeden tecelli etmesini temenni ediyoruz.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a da hukukun üstünlüğü ve devlet düzeni konusunda ortaya koyduğu iradenin hukuk çerçevesinde kararlılıkla sürdürülmesi temennisiyle teşekkür ediyoruz.

SON SÖZ

Biz başka mahallenin yanlışını görüp kendi mahallemizde susanlardan değiliz.
Bizim ölçümüz tektir:

Hak.
Adalet.
Doğru.
Millet.

Bu davaya gönül vermişsek, eleştirmekten de korkmayacağız.

Çünkü eleştiri düşmanlık değildir.
Bazen en büyük sadakat, yanlış gördüğün yerde susmamaktır.

Biz bu ülkeyi seviyoruz.
Anadolu insanını seviyoruz.

Bu milletin alın terini, emeğini ve geleceğini önemsiyoruz.

O hâlde artık makam sahipleri şunu iyi bilmelidir:

The app was not found in the store. 🙁

Çünkü biz, başka mahallenin hırsızına bağırıp kendi mahallemizde susmayız.

Susmamalıyız!