Bir uyarı, bir tespit, bir sitem ve yüreğimizde derin bir üzüntü…
Bazen insanı en çok yaralayan, karşısında duranlar değil; yanında olduğunu söyleyenlerdir. Bazen bir davaya en büyük zararı dışarıdan gelen eleştiriler değil, o davanın içinde yer alıp temsil ettiği değerlerden uzaklaşanlar verir.
Bugün bir uyarıyı, bir tespiti ve içimizde biriken bir sitemi dile getirmek istiyoruz.
Bu davaya, bu güven dolu harekete, İslami kimliğe ve AK Parti’ye zarar verenler kimlerdir? Daha da önemlisi, değer verdiğimiz, sevdiğimiz ve kendisine “Reis” diye hitap ettiğimiz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a en büyük zararı kimler veriyor?
Ne yazık ki bazen en büyük zarar insanın dışından değil, kendi içinden geliyor!
DAVANIN ADINI TAŞIYIP RUHUNU KAYBEDENLER…
1. AK Parti içindeki A-K-P’liler!
Partinin adını taşıdığı hâlde davanın ruhundan uzaklaşan, hizmet anlayışını makam ve menfaat hesabına dönüştürenler… Siyaseti millete hizmet etmenin bir aracı değil, kişisel çıkarların kapısı olarak görenler, en çok da temsil ettiklerini söyledikleri değerlere zarar veriyor.
Çünkü bir davayı büyüten tabela değil; samimiyet, ahlak, adalet ve fedakârlıktır.
2. Halktan kopan teşkilatlar!
Özellikle bazı ilçe teşkilatlarında vatandaşın sorunlarından uzaklaşan, kendi çevresine kapanan ve milletin sesini duymakta yetersiz kalan bir anlayış, ciddi bir güven kaybına yol açabilir.
Vatandaşın kapısını çalmayan, derdini dinlemeyen, sorunlarına çözüm aramayan teşkilatlar milletin gönlünü nasıl kazanacak?
Unutulmamalıdır ki siyaset, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir faaliyet değildir. Milletle gönül bağını koruyamayanlar, zamanla o bağın zayıflamasına da neden olur.
3. Yolsuzluk iddiaları karşısında sessiz kalanlar!
Kamuoyuna yansıyan yolsuzluk iddiaları, açıklığa kavuşturulması gereken soru işaretleri ve cevapsız kalan sorular varsa bunların üzeri örtülmemelidir.
İddia başka, kesinleşmiş suç başka şeydir. Ancak iddiaların varlığı karşısında şeffaflık beklemek de vatandaşın en doğal hakkıdır.
Yapılması gereken açıktır: İddialar tarafsız biçimde araştırılmalı, kamuoyu doğru bilgilendirilmeli ve suçu hukuken sabit olanlar hukuk önünde hesap vermelidir.
Hiç kimse makamı, siyasi kimliği veya yakınlığı nedeniyle ayrıcalıklı olmamalıdır. Çünkü adalet, yalnızca başkaları için istendiğinde değil, herkes için uygulandığında anlam kazanır.
4. Makam ve menfaat düşkünleri!
Makamı hizmet fırsatı değil, kişisel çıkar aracı olarak görenler… Koltuğunu korumak uğruna milletin beklentilerini görmezden gelenler… Haksız kazanç iddialarına konu olan uygulamalara göz yumanlar…
Bunlar, hangi siyasi görüşte olursa olsun, temsil ettikleri kurumlara ve değerlere zarar verir.
Makamlar kimsenin şahsi mülkü değildir. O koltuklar millete hizmet etmek için vardır. Sorumluluk üstlenen herkes, bu gerçeği unutmamalıdır.
5. Doğruyu söyleyenleri susturanlar!
Yanlışları dile getirenleri dışlayan, eleştiriyi düşmanlık olarak gören ve dürüst insanların sesini kısmaya çalışan bir anlayış, kurumların kendilerini yenileme imkânını da ortadan kaldırır.
Bir teşkilatta herkes yalnızca yöneticilerin duymak istediği sözleri söylüyorsa orada ciddi bir sorun var demektir.
Eleştiri düşmanlık değildir. Yapıcı eleştiri, yanlışların görülmesi ve düzeltilmesi için bir fırsattır. Dürüst insanların uyarılarını dikkate almak yerine onları uzaklaştırmak, yanlışların büyümesine zemin hazırlar.
6. Liyakati geri plana itip torpili öne çıkaranlar!
Devlet ve millet için emek veren, kendisini yetiştiren, sorumluluk almaya hazır insanların önünü kapatıp eşe, dosta ve akrabaya öncelik tanıyan bir anlayış kabul edilemez.
Elbette her atama kendi şartları içinde değerlendirilmelidir. Ancak görevlendirmelerde liyakat yerine kişisel yakınlık belirleyici hâle gelirse adalet duygusu zedelenir.
Emek verenler beklerken hak etmeyenlerin yükseldiği düşüncesi yaygınlaşıyorsa bunun üzerinde ciddiyetle durulmalıdır.
Çünkü liyakatin olmadığı yerde verimlilik azalır, güven sarsılır ve kurumsal başarı zarar görür.
7. Kibirleriyle milleti kendilerinden uzaklaştıranlar!
Bazı milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve yöneticilerin vatandaşın yaşadığı ekonomik sıkıntıları yeterince anlayamadığı yönündeki eleştiriler göz ardı edilmemelidir.
Pazarda, markette, kirada ve faturalarını öderken zorlanan vatandaşın sesine kulak vermek, yöneticilerin en temel sorumluluklarından biridir.
Millet geçim derdiyle mücadele ederken yöneticilerin yalnızca kendi çevreleriyle ilgilendiği izlenimi oluşuyorsa burada bir iletişim ve anlayış sorunu var demektir.
Millete sabır tavsiye etmek kolaydır; önemli olan milletin yükünü hafifletecek adımları atmaktır.
Unutulmasın: O koltuklar kimsenin babasının malı değildir. Her makamın bir sorumluluğu, her görevin bir hesabı vardır.
REİS, ARTIK BU GİDİŞATA DUR DENİLMELİ!
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönül veren milyonların beklentisi açıktır: Adalet, liyakat, şeffaflık ve samimiyet…
Bu beklentilerin karşılanması için cesur ve kararlı adımlar atılmalıdır. Hiç kimseye makamı, akrabalığı veya siyasi yakınlığı nedeniyle ayrıcalık tanınmamalıdır.
Yolsuzluk ve haksız kazanç iddiaları sonuna kadar araştırılmalı; yanlış yapanlarla ilgili gerekli işlemler, hukuk ve adalet çerçevesinde yürütülmelidir. Dürüst, liyakatli ve dava şuuru taşıyan insanların önü açılmalıdır.
Aksi hâlde yanlış uygulamalar, yıllarca verilen emeğin ve hayata geçirilen hizmetlerin üzerini gölgeleyebilir. Bunun bedelini yalnızca yanlış yapanlar değil, o davaya gönül veren milyonlar da ödeyebilir.
Bir siyasi hareketin başarısı, yalnızca seçim sonuçlarıyla ölçülmez. Aynı zamanda adalete duyulan güvenle, vatandaşın kendisini ne kadar temsil edilmiş hissettiğiyle ve yöneticilerin hesap verebilirliğiyle ölçülür.
EN ÇOK DA BUNA ÜZÜLÜYORUZ!
Anadolu’da bu devlet, bu millet ve bu bayrak için canla başla çalışan nice insan var. Makam beklentisi olmadan koşturan, kapı kapı dolaşan, vatandaşın derdiyle dertlenen, inandığı değerler uğruna fedakârlık yapan insanlar…
Ancak bu insanların emeği yeterince takdir edilmezken hak etmediği düşünülen kişilerin ön plana çıkarılması, gönül kırıklığına neden oluyor.
İnsan en çok, umut bağladığı yerde hayal kırıklığına uğradığında üzülüyor.
Bizim üzüntümüz de tam olarak burada başlıyor. Yıllarca emek veren, inandığı değerler için mücadele eden insanların güveninin birkaç kişinin hırsına kurban edilmesi ihtimali bizi düşündürüyor.
Keşke bütün siyasi partiler kendi içlerindeki yanlışları görebilse, hatalarıyla yüzleşebilse ve dürüst, ahlaklı, liyakatli insanlarla milletin karşısına çıkabilse…
Ne yazık ki makam hırsı ve kişisel çıkarlar bazen vicdanın önüne geçebiliyor. Ahlaki hassasiyet zayıfladığında yanlışlar sıradanlaşıyor, adalet geri plana itiliyor ve toplumun güveni aşınıyor.
Oysa gerçek başarı, yanlışları gizlemekte değil, onları düzeltmekte; eleştirileri susturmakta değil, haklı olanlardan ders çıkarmaktadır.
SON SÖZÜMÜZ NETTİR!
Yanlış yapanı koruyarak dava korunmaz!
Yolsuzluk iddialarını görmezden gelerek adalet sağlanmaz!
Torpille liyakat yaşatılmaz!
Kibirle milletin gönlü kazanılmaz!
Eleştiriyi düşmanlık sayarak hatalar düzeltilemez!
Reis’i sevdiğini söyleyip onun temsil ettiği değerlere zarar verenler, önce kendi tutumlarını sorgulamalıdır.
Çünkü bir lidere gerçek destek, yalnızca onu övmekle değil; temsil ettiği değerlerin arkasında durmakla, yanlışları dile getirmekle ve adaletin herkese eşit uygulanmasını savunmakla gösterilir.
Artık yapılması gereken bellidir: Yanlış uygulamalara son verilmeli, sorumluluk taşıyanlar hesap verebilmeli ve dürüst insanların önü açılmalıdır.
Biz bu davanın zayıflamasını değil güçlenmesini, kirlenmesini değil temizlenmesini, milletin umudunu kaybetmesini değil yeniden güven kazanmasını istiyoruz.
Bizim derdimiz makam değil, menfaat değil, kişisel hesap hiç değil…
Bizim derdimiz; milletin güveni, adaletin tesisi, liyakatin hâkim olması ve yıllardır emek veren insanların inancının boşa çıkmamasıdır.
Çünkü bir davayı ayakta tutan, o davanın başındaki isimlere söylenen güzel sözler değil; o davanın adalet, ahlak ve samimiyet ilkelerine ne kadar bağlı kalındığıdır.
Bir uyarı, bir tespit, bir sitem ve yüreğimizde derin bir üzüntüyle…