Avrupa’da yaşayan ve Türkiye’yi yıllardır uzaktan takip eden biri olarak, bu izin sezonunda ülkeme farklı bir gözle bakma fırsatı buldum. Türkiye’ye geldiğinizde, dışarıdan bakarken fark edemediğiniz pek çok ayrıntıyı daha yakından görüyorsunuz.
İlk dikkatimi çeken şeylerden biri şu oldu: Türkiye, birçok alanda gerçekten ciddi mesafe almış.
Ulaşımdan şehirleşmeye, teknolojiden hizmet sektörüne kadar Türkiye’nin geldiği noktayı küçümsemek mümkün değil. Avrupa ile kıyasladığınızda bazı alanlarda Türkiye’nin hiç de geride olmadığını, hatta bazı konularda daha hızlı ve pratik çözümler üretebildiğini görüyorsunuz.
Sağlıkta Dikkat Çeken Dönüşüm
Bu alanların arasında özellikle sağlık sektörünü ayrı bir yere koymak gerekiyor.
Türkiye’nin sağlık alanında son yıllarda geçirdiği değişim gerçekten dikkat çekici. Hastanelerin fiziki şartları, şehir hastaneleri, tıbbi cihazlar, uzmanlaşmış doktorlar ve sağlık hizmetlerine erişim konusunda önemli bir dönüşüm yaşandı.
Avrupa’da yaşayan biri olarak Türkiye’de sağlık hizmeti aldığınızda bazı farklılıkları daha net fark ediyorsunuz. Doktora ulaşmak, tetkik yaptırmak veya birçok sağlık hizmetinden kısa sürede yararlanmak, Avrupa’nın bazı ülkelerine kıyasla Türkiye’de daha kolay olabiliyor.
Elbette Türkiye’nin sağlık sisteminde hiçbir sorun yok demek mümkün değil. Her sistemin olduğu gibi Türkiye’nin de çözmesi gereken problemleri var. Ancak yapılan yatırımları ve ortaya çıkan değişimi görmezden gelmek de doğru olmaz.
Üstelik Türkiye yalnızca sağlık hizmetlerinin sunumunda değil, sağlık teknolojileri ve hastane altyapısında da önemli bir noktaya geldi.
Türkiye’de Hayat Pahalı
Fakat bütün bu olumlu gelişmelerin yanında başka bir gerçek daha var:
Hayat pahalı.
Türkiye’de bugün en önemli sorunlardan birinin, devletin denetim mekanizmalarının yeterince etkin çalışmaması olduğunu düşünüyorum. Aynı ürünün fiyatı bir yerde başka, birkaç kilometre ileride başka olabiliyor. Aynı hizmet için birbirinden oldukça farklı rakamlarla karşılaşabiliyorsunuz.
Bu durum yalnızca ekonomik şartlarla açıklanabilecek bir mesele değil.
Denetim eksikliği, fırsatçılığın önünü açtığında bunun bedelini doğrudan vatandaş ödüyor. Özellikle dar ve sabit gelirli insanların satın alma gücü, kontrolsüz fiyat artışlarından ciddi şekilde etkileniyor.
Bu nedenle ekonomik büyümenin yanı sıra fiyat istikrarı, etkin denetim ve adil rekabet de büyük önem taşıyor.
Avrupa da Eski Refahını Sorguluyor
Öte yandan Avrupa’ya baktığımızda tablonun eskisi kadar parlak olmadığını görüyoruz.
Avrupa ekonomisi de ciddi bir sıkışma içerisinde. Konut, enerji, gıda ve genel yaşam maliyetlerindeki artış, Avrupa’da yaşayan insanların alım gücünü zorluyor.
Türkiye’nin de ekonomik sıkıntıları olduğu açık. Bunu inkâr etmenin bir anlamı yok. Ancak Türkiye’de dikkatimi çeken başka bir durum daha oldu:
Çalışan insanın hâlâ ekonomik hayatın içerisinde hareket edebilme ve gelir elde etme imkânı var.
Türkiye pahalı. Fakat aynı zamanda ciddi bir ekonomik canlılığa da sahip.
Sokaklar, restoranlar, alışveriş merkezleri, turizm bölgeleri, inşaat sektörü ve hizmet sektörü… İnsanların harcama yaptığı, yatırım yaptığı ve yeni işler kurduğu hareketli bir ekonomik hayat görüyorsunuz.
Buradaki asıl mesele ise bu ekonomik hareketliliğin vatandaşa ne kadar adil yansıdığı.
Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca “daha çok üretmek” değil. Aynı zamanda fiyatları denetlemek, rekabet ortamını korumak ve vatandaşın kazancının karşılığını almasını sağlamak.
Çünkü çalışan insan kazanıyor, ancak kazandığı para kontrolsüz fiyat artışları karşısında hızla eriyorsa, ortada hâlâ çözülmesi gereken büyük bir problem var demektir.
Türkiye’nin Gücü, Ekonomik Dinamizmi
Bu izin sezonunda benim gördüğüm Türkiye; ekonomik sıkıntıları olan ancak aynı zamanda güçlü bir üretim, tüketim ve hizmet dinamizmine sahip bir ülke.
Avrupa ise hâlâ güçlü ekonomik sistemlerin üzerinde duruyor. Ancak geçmişteki refah duygusunu artık eskisi kadar rahat taşıyamıyor.
Belki de bugün Türkiye ile Avrupa arasındaki önemli farklardan biri şu:
Türkiye’de hayat pahalı; Avrupa’da ise hayatın pahalılaşması, insanların alıştığı refah seviyesini sorgulamasına neden oluyor.
Türkiye’nin yapması gereken, sahip olduğu ekonomik enerjiyi daha iyi yönetmek.
Daha güçlü denetim, daha adil rekabet, daha öngörülebilir bir ekonomi ve başta sağlık olmak üzere yapılan yatırımların sürdürülebilir hâle getirilmesi…
Bunlar sağlandığında Türkiye’nin önünde hâlâ çok ciddi bir potansiyel var.
Çünkü bu ülkenin eksiği yalnızca imkân değil.
Bazen mesele, var olan imkânı doğru yönetebilmektir.