Milli takım oyuncularımız kendilerini Türkiye Süper Ligi’nde sandılar da, nasıl olsa hakem ve VAR yanımızda olur diye mi düşündüler?
Gerçek hakemlerle, gerçek maçlarda ve gerçek güçleriyle karşılaşınca iki maçta da tablo ortaya çıktı.
Bir heyecanımız vardı; onu da bu millete çok gördüler.
Artık şapkayı önlerine koyup düşünmeleri gerekiyor:
Hata nerede?
Sorun nerede?
Bu kadar yıldız oyuncunun bulunduğu bir kadro neden başarısız oldu?
Ben yanlışları üç noktada görüyorum.
1. Teknik Direktör Tercihi
Her zaman söyledim; bu teknik direktör tercihi yanlıştı. Maçı okuma konusunda geç kalıyor, oyuna müdahaleleri zamanında yapamıyordu. Bu da kayıpların önemli sebeplerinden biri oldu.
Oyuncu seçimlerinde de ciddi hatalar yapıldı. İlk maçta Kerem ile forvette başlanmamalıydı. Elinizde Deniz ve Can gibi uzun boylu santrforlar varken, iki metrelik savunmacıların arasına kısa boylu bir oyuncuyu göndermek büyük bir taktik hataydı.
Kerem kötü niyetle oynamadı, elinden gelen mücadeleyi gösterdi. Ancak doğal pozisyonu forvet değil. Yanlış yerde oynatıldığı için etkisiz kaldı. Bunun sorumluluğu oyuncudan çok teknik heyete aittir.
Özetle, milli takım seviyesinde bir teknik direktör profili göremedik. Belki kulüp takımı çalıştırabilecek bir teknik adam olabilir ama milli takım gömleğinin ağırlığını taşıyacak seviyede olduğunu düşünmüyorum.
2. Kaleci Tercihi
Son dört maçta Uğurcan’ın performansını dikkatle izleyenler bir gerçeği fark edecektir. Sağdan ve soldan gelen, özellikle yerden kullanılan şutlarda çoğu zaman uzansa bile golü engelleyemiyor.
Bu eksiklik sadece milli takımda değil, kulüp performansında da zaman zaman görülebiliyor. Biz taraftarlar bunu fark edebiliyorsak, teknik heyetin de görmesi gerekirdi.
Benim görüşüme göre kalede Altay tercih edilmeliydi.
3. Gereğinden Fazla Şişirilen Beklentiler
Oyuncular Amerika’ya giderken öyle bir reklam ve tanıtım kampanyası yapıldı ki beklentiler gerçekçi seviyelerin çok üzerine çıktı.
Dünya Kupası’na katılan birçok ülkenin futbolcuları bu kadar abartılı şekilde gündeme taşınmadı. Çoğu reklam filmlerinde boy göstermedi, önceden zafer kutlamaları yapılmadı. Herkes sahaya çıkıp görevini yaptı.
Biz ise daha başarı gelmeden büyük beklentiler oluşturuyor, insanları gereğinden fazla övüyor ve sonunda hayal kırıklığı yaşıyoruz.
Neden sürekli bir balon gibi şişirmeyi seviyoruz? Bence bunun üzerinde de düşünmeliyiz.
2002 Ruhunu Hatırlayalım
2002 Dünya Kupası’na dönüp bakalım.
O takımın yıldızları da vardı ama onları farklı yapan şey mücadele ruhuydu. Teknik heyetiyle, futbolcusuyla ve tüm kadrosuyla sahaya karakter koydular. Sonuçta Dünya üçüncüsü olarak döndüler.
Çünkü onlar ay-yıldızlı formayı bir görevden öte, bir onur meselesi olarak görüyorlardı.
Ülkenin heyecanını yüreklerinde hissediyor ve sahaya yansıtıyorlardı.
Bugünkü futbolcuların çoğu çok daha yüksek gelirler elde ediyor olabilir; ancak milli forma için verilen mücadele konusunda geçmiş nesillerin ortaya koyduğu ruhu özlediğimiz de bir gerçek.
Başarı Gelmeden Verilen Ödüller
Bir başka yanlış da başarı gelmeden verilen ödüllerdir.
Oyunculara villa verilmesi kararı bana göre doğru değildi. Ödül, başarının ardından gelir. Başarmadan ödüllendirmek yanlış bir mesaj verir.
Bu kararın da sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.
Elbette oyuncular profesyoneldir ve mücadele etmek zorundadır. Ancak toplumun gözünde başarıyla ödül arasındaki bağın korunması gerekir.
Sonuç
Artık halkın yaptığı ağır eleştirilere kulak vermeleri gerekiyor.
Bu kadar kaliteli görünen bir kadroyla gruptan çıkamamak büyük bir hayal kırıklığıdır.
Yine de Arda, Hakan, Mert, Ferdi, İsmail, Deniz, Can, Kenan ve Merih’in mücadele ettiğini gördük. Sahada ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. Onlara teşekkür etmek gerekir.
Kerem de mücadele etti ancak yanlış pozisyonda oynatıldığı için beklenen katkıyı veremedi.
Şimdi önümüzde zor bir soru var:
Bir sonraki Dünya Kupası heyecanı için sadece dört yıl mı bekleyeceğiz, yoksa yeniden uzun yıllar sürecek bir özleme mi mahkûm olacağız?
Bunun cevabını önümüzdeki yıllar verecek.
Bizlere ise bu Dünya Kupası macerasına üzülerek veda etmek kalıyor.
Fas ve Bosna Hersek’i izlerken sahadaki mücadeleyi, inancı ve son ana kadar savaşan oyuncuları görüyoruz. Futbolseverlerin neden bu takımlara sempati duyduğunu anlamak zor değil.
Kendilerine başarılar diliyoruz.
Bizim payımıza ise bu kez buruk bir veda düştü.