Hayat pahalı… Bunu artık hepimiz biliyoruz. Ancak çalışan, üreten ve mücadele eden insan açısından meseleye yalnızca “hayat pahalı” diyerek bakmak da doğru değil.
Çünkü çalışan insan, bütün zorluklara rağmen hayatını sürdürebilmek, ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve geleceğini kurabilmek için mücadele ediyor. Bunu da görmek gerekiyor.
Elbette bugün üzerinde konuşmamız gereken önemli meselelerden biri de turizm. Ancak yapılacak eleştirinin amacını doğru anlamak gerekir.
Bizim meselemiz ülkemizi, şehirlerimizi ya da turizm sektörümüzü kötülemek değil. Tam tersine, sahip olduğumuz büyük potansiyelin çok daha iyi değerlendirilmesini istemek.
Çünkü Türkiye’de ciddi bir turizm hareketliliği var.
Çevremizde yaşanan savaşlar ve bölgesel istikrarsızlıklara rağmen Türkiye; Avrupa’dan, Orta Doğu’dan, Rusya’dan, Ukrayna’dan ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen turistler açısından önemli ve güvenilir bir destinasyon haline gelmiş durumda. Savaş yaşayan ülkelerden dahi insanların Türkiye’yi tercih etmesi, ülkemizin turizm açısından ne kadar güçlü bir konumda olduğunu gösteriyor.
Karadeniz Bunun En Güzel Örneklerinden Biri
İzin dönemimde Karadeniz’in birçok noktasında bu hareketliliği yakından görme fırsatı buldum. Yaylalarda, turizm merkezlerinde ve yollarda yerli ve yabancı turistlerle karşılaşmak mümkün.
İnsan bu coğrafyanın güzelliklerini gördükçe, neden bu kadar ilgi gördüğünü daha iyi anlıyor.
Yeşilin her tonu, dağlar, yaylalar, dereler, vadiler ve eşsiz manzaralar…
Karadeniz gerçekten büyük bir turizm değerine sahip.
Fakat tam da burada hepimizin sorması gereken önemli bir soru var:
Bu kadar turist geliyor, bu kadar para harcanıyor. Peki karşılığında verilen hizmet yeterli mi?
Benim gözlemlerim ve görüştüğüm yerli-yabancı turistlerin ortak sitemlerinden biri, fiyatlarla hizmet arasındaki dengesizlik oldu.
Özellikle turizm bölgelerinde fiyatların oldukça yükseldiğini görüyoruz. Elbette turizm sektöründe maliyetler vardır. İşletmeler para kazanacaktır. Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak turistin ödediği bedelin karşılığında aldığı hizmetin de aynı seviyede olması gerekir.
Bazı bölgelerde hizmet kalitesinin karşılığının üzerinde fiyatlarla karşılaşılması, ister yerli ister yabancı turist olsun, insanların dikkatini çekiyor. Bu durum uzun vadede turizmin kendisine zarar verebilir.
Çünkü turist yalnızca parasını nereye harcadığına değil, karşılığında ne aldığına da bakıyor.
Karadeniz’de Turizmin En Önemli Sorunlarından Biri: Ulaşım
Bir başka önemli mesele ise ulaşım.
Karadeniz coğrafyasının hakkını teslim etmek gerekir. Bölgedeki yolları değerlendirirken doğal şartları göz ardı edemeyiz. Dik yamaçlar, keskin virajlar, uçurumlar ve dağlık arazi bu coğrafyanın doğal yapısının bir parçasıdır.
Dolayısıyla mesele doğaya rağmen yol yapmak değil; doğanın şartlarını dikkate alarak turizmi taşıyabilecek ulaşım altyapısını oluşturmaktır.
Bence Karadeniz’de turizm açısından en önemli konuların başında yol geliyor.
Çünkü ulaşım rahatladığında yalnızca turistin konforu artmıyor; aynı zamanda ciddi bir zaman kazanılıyor. Geniş, güvenli ve düzenli yollar sayesinde yaylalara ulaşım kolaylaşıyor, turist daha fazla bölgeyi görme fırsatı buluyor.
Turizm için gelen bir insanın saatlerini dar yollarda, yoğun trafikte veya ulaşım sıkıntısıyla geçirmek yerine, o zamanı bölgenin güzelliklerini keşfederek geçirmesi çok daha değerlidir.
Ayder’de Sorun Yoldan Çok Otopark ve Yoğunluk
Burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekir:
Ayder’in yolları konusunda genelleme yaparak “Yollar kötü” demek doğru olmaz.
Ayder’e ulaşım konusunda bugün daha çok dikkat çeken sorun; otopark ve araç yoğunluğudur.
Ayder’e gelen yerli veya yabancı turistin gün içerisinde karşılaştığı en büyük sıkıntılardan biri, aracını nereye park edeceğini düşünmek.
Tatile gelmiş, doğanın ve yaylanın keyfini çıkarmak isteyen insan bir süre sonra “Arabamı nereye koyacağım?” derdine düşüyor.
Bu, tatil için gelen bir insan açısından ciddi bir sıkıntıya dönüşebiliyor.
Üstelik Ayder’e araçla giriş için ücret alınıyorsa, bunun karşılığında gelen araçların düzenli ve yeterli şekilde park edebileceği alanların da planlanması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü ücret almak kadar, o ücretin karşılığında hizmet sunmak da önemlidir.
Doğayı Korumalı, Ulaşımı da Planlamalıyız
Karadeniz’in diğer yaylalarında ise ulaşım konusunda daha kapsamlı bir planlamaya ihtiyaç olduğu açık.
Bazı güzergâhlarda yolların dar olması, keskin virajlar ve yoğun araç trafiği özellikle turizm sezonunda ciddi sıkıntılara yol açabiliyor.
Buradaki çözüm doğayı bozmak değildir.
Çözüm; uygun noktalarda yolları iyileştirmek, gerekli yerlerde genişletmek, güvenli hale getirmek ve araç trafiğini doğru şekilde planlamaktır.
Çünkü Karadeniz’in turizm potansiyeli artık yalnızca bölge halkının kendi imkânlarıyla taşıyabileceği bir seviyenin üzerine çıkmış durumda.
Karadeniz’in Doğası Dünya Standartlarında
Karadeniz’in doğal güzellikleri dünya standartlarında.
Hatta coğrafi güzellik açısından İsviçre ile kıyaslanabilecek bölgelerimiz var.
Ancak İsviçre’nin farkı yalnızca doğasında değil.
Orada doğal güzelliklerin etrafında ciddi bir planlama ve organizasyon var. Yollar, otoparklar, çevre düzenlemeleri, ulaşım imkânları ve turistlerin ihtiyaçları önceden düşünülmüş.
Yani doğa tek başına bırakılmamış; doğanın yanında hizmet de planlanmış.
Bizde ise özellikle Karadeniz’de halkın kendi imkânlarıyla bu turizm hareketliliğine ayak uydurmaya çalıştığını görüyoruz.
Yaylalarda vatandaşlarımız işletmeler açıyor, restoranlar kuruyor, konaklama imkânları oluşturuyor, yöresel ürünler satıyor. Kendi imkânlarıyla bölgeye gelen turiste hizmet vermeye gayret ediyorlar.
Bu çabayı küçümsememek gerekir
Tam tersine, Karadeniz insanının girişimciliği ve bölgesine sahip çıkması takdir edilmelidir.
Ancak artık mesele yalnızca vatandaşın veya işletmecinin gayretiyle çözülebilecek noktayı aşmış durumda.
Artık Profesyonel Bir Turizm Planlamasına İhtiyaç Var
Devletin, belediyelerin ve ilgili kurumların turizm bölgelerine profesyonel bir planlamayla el atması gerekiyor.
Yolların uygun olan bölümleri iyileştirilmeli ve gerekli yerlerde genişletilmeli.
Otopark sorunları çözülmeli.
Trafik düzeni oluşturulmalı.
Çevre düzenlemeleri yapılmalı.
Turistin daha fazla para harcaması için önce kendisini rahat ve huzurlu hissetmesi sağlanmalı.
Çünkü turist yalnızca bir otel odası veya bir restoran satın almıyor.
Bir deneyim satın alıyor.
Yolculuğundan yaylaya çıkışına, otoparkından yürüyüşüne, yediği yemekten gördüğü manzaraya kadar bütün bunlar onun Türkiye hakkındaki izlenimini oluşturuyor.
Mesele Sadece Turisti Getirmek Değil
Bugün Türkiye’nin önünde çok büyük bir turizm fırsatı var.
Çevremizde yaşanan olumsuzluklara rağmen ülkemiz güvenilir bir destinasyon olarak öne çıkıyor. Avrupa’dan, Orta Doğu’dan, Rusya’dan, Ukrayna’dan ve dünyanın farklı bölgelerinden insanlar Türkiye’ye geliyor.
Ancak bu fırsatı yalnızca daha fazla turist getirmek olarak görmemeliyiz.
Gelen turisti memnun etmek, tekrar gelmesini sağlamak ve ülkesine döndüğünde Türkiye’yi güzel anlatmasını sağlamak da en az turist sayısını artırmak kadar önemlidir.
Eleştirimiz tam da bu nedenle.
Amacımız turizmi kötülemek değil, turizmin daha kaliteli hale gelmesini sağlamak.
Karadeniz zaten bir cennet.
Ayder zaten başlı başına bir değer.
Yaylalarımız, derelerimiz, dağlarımız ve eşsiz doğamız dünyaya sunabileceğimiz büyük bir zenginlik.
Şimdi yapılması gereken, bu güzelliklerin etrafında aynı kalitede bir hizmet anlayışı oluşturmaktır.
Yolları güvenli ve rahat hale getirelim. Uygun olan yerlerde ulaşımı kolaylaştıralım. Otopark sorununu çözelim. Trafiği planlayalım. Turisti saatlerce araç ve park yeri düşünmek zorunda bırakmayalım.
Çünkü mesele sadece “Turist geliyor mu?” değil.
Asıl mesele şu:
Turist geldiğinde ona ne sunuyoruz?
Eğer bu soruya güçlü bir cevap verebilirsek, Karadeniz’in turizm potansiyelini bugün olduğundan çok daha ileriye taşıyabiliriz.
Ve o zaman turist Ayder’den, yaylalarımızdan ve Karadeniz’den ayrılırken yalnızca fotoğraflarını değil, güzel anılarını da yanında götürür.
Son Söz
Yıllardır Avrupa’da yaşayan ve bu yörenin çocuğu olan biri olarak, gördüklerimi ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Bu yazının amacı ne Karadeniz’i ne Türkiye’yi ne de burada emek veren insanlarımızı eleştirmek veya kötülemek.
Tam tersine…
Bu güzelliklerin çok daha iyi değerlendirilmesini, gelen turistin daha kaliteli hizmet almasını ve bölge halkının da turizmden daha fazla fayda sağlamasını istiyorum.
Bu nedenle yazdıklarım yapıcı bir eleştiridir.
Takdir elbette yörenin halkının, yani sizlerin; gerekli değerlendirme ve adımları atmak ise yetkililerindir.
Bizim görevimiz gördüğümüz güzellikleri takdir etmek, eksikleri de samimiyetle dile getirmektir.
Karadeniz’in güzellikleri hepimizin ortak değeridir.
Bu değeri korumak, geliştirmek ve gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde bırakmak da hepimizin sorumluluğudur.
Vesselam.